Analar ve Anneler (Mustafa) Ulaş Tuna Astepe Kimdir? - Marmara Ereğlisi

   dizisi ile son dönemlerde adından sıkça söz ettiren ünlü oyuncu Ulaş Tuna televizyon ekranlarında sıkça gördüğümüz isimler arasında yer alıyor. Özellikle   dizisi ile yine büyük bir çıkış yapan Ulaş Tuna bu başarılı performansı uzun bir süre daha devam ettirecek gibi gözüküyor. Analar ve Anneler  dizisinde Mustafa  karakterini canlandıran Ulaş Tuna hayat verdiği rol ile de gerek sosyal medyada gerek yazılı ve görsel medyada olumlu tepkiler aldığını sık sık dile getiriyor. Peki Analar ve Anneler  dizisinde Mustafa  karakterine can veren Ulaş Tuna kimdir ? 

Atv ekranlarında yayınlanan dizinin sevilen karakterlerinden birisi olan Ulaş Tuna Astepe’nun hayatı ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Karadayı dizisinde Orhan karakterini canlandıran oyuncunun gerçek adı nedir, kimdir, kaç yaşında, evli mi, bekar mı tüm bu soruların cevaplarını yanıtlamaya çalışacağız. Karadayı dizisi oyuncularından Ulaş Tuna Astepe biyografisi de yine bu sayfada yer almaktadır. Yakın bir zaman içerisinde Ulaş Tuna Astepe boyu, kilosu ve doğum tarihi gibi kişisel bilgileri de eklenecektir.
 
Ulaş Tuna Astepe Kimdir
Ulaş Tuna Astepe, 1988 yılında Kocaeli’nde dünyaya geldi. Mimar Sinan Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünü okudu ve mezun oldu.

Ulaş Tuna Astepe 2008 yılında Osmanlı Cumhuriyeti filminde kostüm asistanlığı yaptı. Şu sıralar ise Karadayı dizisinde Orhan Kara karakterini canlandırmaktadır.

YAPILAN ROPÖRTAJDAN ALINTILAR

 Bir gün sonra genel yayın yönetmenim Elçin Yahşi: “Karadayı’ya yeni giren çocukla mutlaka röportaj yapalım.” Son olarak da yine bizim ekten Fisun Yalçınkaya: “Dün !f İstanbul’da Zayiat isimli bir film izledim, başroldeki çocuk müthişti.” Bilin bakalım bu üç ismin oyunculuğuna hayran kaldığı isim kimdi? Ulaş Tuna Astepe…. İster Karadayı’da Orhan Kara olarak izleyin, ister Krek’te Babamın Cesetleri oyununda doktor rolünde, ister Zayiat’ta bunalımlı Mete olarak, sonuçta Ulaş Tuna Astepe ile ilgili varacağınız sonuç onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğu. Hal böyle olunca, onunla konuşmak şart oldu. 1988 doğumlu Astepe’nin tek başına verdiği ilk röportajı yapıyor olmak, hiçbir şey bilmediğiniz birini yeni tanımak hissi yarattığı için, ben çok keyif aldım. Her ne kadar o “Ben bu işi beceremem, çok kapalı bir tipimdir,” dese de kendini çok iyi ifade eden, bugüne kadar söyleşi yaptığım birçok isimden çok daha iyi konuşan biri. Bu nedenle sorularımı kendime saklayarak kendi cümleleriyle, Ulaş Tuna Astepe’yi tanımanızı istedim….

DEPREME 11 YAŞIMDAYKEN YAKALANDIM
“İzmit’te doğup büyüdüm. Orta halli bir aile… Benden yedi yaş büyük bir abim var. Önce babamı kaybettik, o zamanlar ben lisedeydim, annemizi kaybedeli birkaç yıl oluyor. Babamı erken kaybetmek sanırım ailemle daha sıkı olmamı sağladı. Ağabeyimi çok severim, zaten ikimiz kaldık bu hayatta. O yüzden birbirimize iyi bakarız, birbirimizi severiz. İzmitli olunca deprem de hayatımın bir dönemine rastladı elbette. 17 Ağustos Depremi’ni yaşadığımda 11 yaşımdaydım. Ama o yaş bile ölü insan kokusunu alabileceğim bir yaştı. O nedenle deprem beni etkileyen şeylerden biridir. Bölgedeki herkes kadar deprem travması yaşadım, herkes gibi birilerini kaybettim, mesela ertesi gün maç yapacağım arkadaşlarım öldüler. Aileden kimseye bir şey olmadı ama birçok tanıdık depremden etkilendi. Hâlâ bende deprem fobisi var; biri sinemada sıkılır bacağını sallar ya, ben deprem refleksi gösteririm. Bu tür büyük olayları atlattığımızı sanıyoruz, günlük hayatımıza dönüyoruz ama etkisi mutlaka kalıyor.”

AĞABEYİM BABAMIN YERİNİ DOLDURDU
“Dizideki karakterin aksine benim ağabeyimle aram çok iyidir. Ağabeyim, İstanbul’a Kadıköy Anadolu Lisesi’ne yatılı okumaya gittiğinde, ona çok özenirdim. Hafta sonları, İzmit’e eve gelişi bir olaydı. Ona hep bir hayranlığım vardı. Onun gibi olmak isterdim. O yıllarda ağabeyimi hafta başında İstanbul’a uğurladığım zamanlarda, geride kalmanın ne kadar zor olduğunu düşünürdüm. Bir çeşit hırsın içinde buldum kendimi, tuvaletlerde bile test çözüyordum, ‘Onun gibi olacağım, ben de gideceğim İstanbul’a,’ diyordum. İstanbul Erkek Lisesi’ni kazandım ve İstanbul’a yatılı öğrenci olarak geldim. Ağabeyim şimdi mühendis, hayat onu o noktaya getirdi. Babamızı çok küçükken kaybedince birinin baba olması gerekti, bu sorumluluğu ağabeyim üstlendi. Babamı kaybettikten sonra hem ekonomik hem de manevi bir boşluk oluştu. Bunu ağabeyim doldurdu. Tam olarak İstanbul Erkekli olma durumunu yaşadım. Karadayı’daki adliye sahneleri orada çekiliyor. Sanki evimde çekiliyormuş gibi hissediyorum. Çünkü lise yıllarımda güvenlik, çalışanlar hepsi ailemdi. Ergenliğe denk geldiği için mi bilmiyorum ama her şeyimi o okul belirledi. Liseden kopamamış tipler vardır ya galiba onlandanım. Bu sıkıcı bir şey, bir tür cemaat algısı oluşuyor, ama bu durumu normal buluyorum. Çünkü biz küçük yaşta ailesinden ayrılıp bu okula gelmiş ve zaman zaman toplanıp odalarda ailemizi özlediğimiz için ağlayan tiplerdik. Ortak bir özlemi paylaşıyorduk ve o, ergenlikle birlikte bir şeye dönüşüyor. Dostluk denen şeyi ellerinle yapıyorsun.”

ŞİMDİ KARADAYI’DA OYNUYORUM DİYE FUTBOLCU MUAMELESİ GÖRÜYORUM
“Sekiz yaşımdayım, Yeşilay Haftası için alkol yüzünden ölmüş bir adamı oynamıştım. Elimdeki tirat ‘Ben mi? Ben bir ölüyüm,’ diye başlıyordu. İlk oyunculuk tecrübem odur. Sonra lisede bir kısa film çekmiştik. Kendi okul festivalimizde ödül almıştık. Lisedeyken, Almanca dersine ‘Tiyatro oyunu için oyunculara ihtiyaç var,’ diyerek biri girdi. Ben o durumu Almanca dersinden kaçış gibi hissettim. Orada tiyatro yapmaya başladık. O tiyatro salonunu çok sevdim, sıcaktı, hocalar yoktu, orada hep oyunlar oynuyorduk. Beni konservatuar okumaya iten neydi, bilmiyorum, bir isyan şekli de olabilir konservatuar. Çünkü ailenin, okulun, herkesin senden beklediği başka bir şey; mühendis olmamı istiyorlardı muhtemelen. Yani konservatuar okumam çok gereksiz bir hareket olacaktı. Ama konservatuarı kazandığımda kaygı verici tepkiler de almadım, fakat çok büyük bir buruklukla mücadele etmem gerekti. Mahalledeki bakkala ‘Konservatuarı kazandım,’ dediğimde, benim için üzülmüştü. Şimdi ‘Dizide oynuyorum,’ dediğim zaman ‘Ooooo,’ diye tepkiler alıyorum, sanki futbolcu olmuşum gibi.”

ZAYİAT KISA FİLM OLACAKTI BİRAZ UZADI
“Bizim kuşağın sevdiğim yönü ‘kuşkulu’ olması. Zayiat filmindeki Mete de öyle ve herhangi bir problemi çözmek adına içinde bir güç bulamayan bir çocuk. Benim hayatla mücadelem o kadar pasif değil. Ama Mete, çok da yakın çevremden bir çocuk aslında. O filmi çekenlerle arkadaş olduk. Ev arkadaşım, ‘Bizim çocuklar kısa film çekiyorlarmış, oynar mısın?’ dedi. Ben kısa filmlerde oynuyorum, en kötüsünde bile oynuyorum. Çünkü kısa film çok zevkli bir şey, taze bir şey. Oynamak insana bir şey kaybettirmiyor. Büyük işlerde çok seçici olmak gerekiyor. O çocukların kısa filminde oynamaya başladım ama film kısa değil, uzun oldu. Umarım sinema yapmaya devam ederler.”
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
irem derici 2 yıl önce

Ben sadece röportaj istemiştim

E okul veli bilgilendirme sistemi Öğrenci girişi...
Bu sistem sayesinde veliler öğrenciler ile ilgili bir çok veriye ulaşabiliyor. Sınav notlarıdevamsızlık...

Haberi Oku